TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ'ten Kamu İşçileri Adına Hükümete Sert Uyarı
TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ, 2 Haziran 2025'te ortak basın toplantısıyla hükümete seslendi: Kamu çerçeve protokolü tekliflerine 3 aydır yanıt gelmemesi üzerine 600 bin kamu işçisi adına eylem uyarısı yapıldı. Sendikalar, 'Bu masa susarsa, meydanlar konuşur!' dedi.

ANKARA – Türkiye'nin en büyük işçi konfederasyonları TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ, 2 Haziran 2025 Pazartesi günü TÜRK-İŞ Genel Merkezi önünde ortak bir basın açıklaması düzenleyerek, kamu kesimi toplu iş sözleşmeleri çerçeve anlaşma protokolü tekliflerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'ndan üç aydır hiçbir somut yanıt gelmemesine sert tepki gösterdi. Yaklaşık 600 bin kamu işçisini temsil eden konfederasyonlar, hükümeti "oyalamakla" suçlayarak, masaya müzakere edilebilir bir teklif gelmemesi halinde 81 ilde eylem planlarını hayata geçirme uyarısında bulundu.
Saat 10:30'da TÜRK-İŞ Genel Merkezi'nde toplanan Kamu Koordinasyon Kurulu'nun geniş kapsamlı değerlendirme toplantısının ardından, saat 11:30'da büyük bir katılımla basın açıklamasına geçildi. Toplantıya TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcıları Ramazan Ağar ve Eyüp Alemdar, HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcıları ve yöneticileri, TÜRK-İŞ Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmeleri Koordinasyon Kurulu Üyeleri, TÜRK-İŞ'e bağlı sendikaların genel başkanları, yöneticileri, şube başkanları, şube yöneticileri ve çok sayıda kamu işçisi katıldı.
Üç Aylık Sessizlik ve Boş Masa: "Alın Terini Görmezden Gelemezsiniz!"
TÜRK-İŞ adına basın açıklamasını gerçekleştiren Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar, konuşmasına kamu kesimi toplu iş sözleşmeleri sürecinde gelinen belirsiz noktayı paylaşarak başladı. Ağar, "Bizler, 600 bine yakın kamu işçisinin alın terini, emeğini, çocuklarının geçimini temsil ediyoruz" diyerek sendikaların ve temsil ettikleri işçilerin kritik konumunu vurguladı.
Ramazan Ağar, 27 Şubat 2025 tarihinde TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ olarak hükümete ilettikleri ortak tekliflerinde, enflasyon karşısında ezilen ücretlerin insanca yaşam seviyesine çekilmesi, sosyal hakların güncellenmesi ve kamu işçisinin refahının artırılması gibi "son derece makul gerekçeli talepler" sunduklarını hatırlattı. Ancak aradan geçen üç aya rağmen, hükümet cephesinden hâlâ somut bir ücret teklifi gelmediğini, görüşmelerin başlamış olsa dahi masada "hâlâ boş bir sayfa" durduğunu dile getirdi.
Ağar, bu "sessizliğin" sadece masadaki sendika temsilcilerini değil, "evinde mutfağında tencereyi kaynatmaya çalışan yüz binlerce işçi kardeşimizi de tedirgin ettiğini" vurguladı.
"Sabrımız Tükenmek Üzere: Lütuf Değil, Anayasal Hak İstiyoruz!"
Hükümete açık çağrıda bulunan Ramazan Ağar, kamu işçisinin alın terinin görmezden gelinemeyeceğini, üç ay boyunca susmanın "bu emeği yok saymak" anlamına geldiğini belirtti. "Bu masada işçinin sabrını sınayan bir anlayış değil, sosyal diyaloga dayalı, şeffaf ve çözüm odaklı bir yaklaşım görmek istiyoruz" diyen Ağar, sendikaların her zaman yapıcı olduğunu ancak "hakkımızı alana kadar da kararlı olacaklarını" net bir şekilde ifade etti.
Ağar, toplu sözleşmenin bir "lütuf değil, anayasal bir hak" olduğunu vurgulayarak, hükümetten "bu hakkın gereği olan ücret teklifinizi bir an önce masaya koyun" çağrısında bulundu. Aksi takdirde, "işçi sınıfının sabrının taşacağını, bu sabrın sokakta ses bulacağını" belirterek ilk ciddi uyarıyı yaptı.
"Markette Etiketler Değişiyor, Biz Nefes Alamıyoruz!"
Konuşmasında, sadece kamu işçilerinin değil, milyonlarca dar gelirlinin ve evine ekmek götürme mücadelesi veren her emekçinin sesi olmak için toplandıklarını dile getiren Ağar, "Bugün itibarıyla, hükümetten hâlâ bir ücret teklifi gelmemiştir" diyerek durumu özetledi.
Hayatın durmadığına, markette ve pazarda etiketlerin her gün değiştiğine, kiraların, faturaların ve temel gıda maddelerinin sürekli arttığına dikkat çeken Ağar, "Bu ülkede sabit gelirliler nefes alamaz hâle geldi. Her geçen gün işçi için kayıptır! Masaya konmayan her teklif, soframızdan eksilen bir lokmadır" ifadeleriyle kamu işçilerinin yaşadığı ekonomik sıkıntıyı somutlaştırdı.
Ağar, "Biz sadece zam istemiyoruz. Biz, emeğin hakkını, insan onuruna yaraşır bir yaşamı istiyoruz" diyerek, kamu işçisinin çocuğuna süt, yumurta, ayakkabı dahi almakta zorlanıyorsa bunun sorumlusunun hükümet olduğunu vurguladı.
"Oyalamayı Bırakın, Meydanlar Konuşmaya Hazır!"
TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Ağar, hükümete yönelik çağrısını daha da sertleştirerek, "Bu sessizlik artık kabul edilemez. Masaya gelecek teklif bir lütuf değil, sosyal devletin bir gereğidir. Emekçiyi oyalamak, belirsizlik içinde bekletmek, sosyal barışa zarar verir. Bizim sabrımızı sınamayın" dedi.
Konuşmasının sonunda, "Biz bu ülkenin üretim gücüyüz, binlerce çalışan kamu işçisi adına konuşuyoruz. Alın terinin hakkını alıncaya kadar susmayacağız" mesajını verdi. Ağar, kamuoyunun da bu adaletsizliğe sessiz kalmayacağına inandıklarını belirterek, "Bu mesele; yalnızca işçinin meselesi değil, bu mesele, herkesin meselesidir, ülke meselesidir" ifadelerini kullandı.
Kamu işçilerinin kamu hizmetlerinin temel taşları olduğunu ve gece gündüz demeden çalışarak kamu düzeninin aksamadan sürmesini sağladıklarını hatırlatan Ağar, "Sözün özü şudur, açık ve nettir. Biz emeğin karşılığını istiyoruz. Beklemeye, oyalanmaya, belirsizliğe tahammülümüz kalmamıştır" diyerek sendikaların aciliyetini vurguladı.
Ramazan Ağar, son ve en net uyarısını yaparak şunları kaydetti: "Hükümet en kısa zamanda teklifini masaya koymalı, bu süreci uzatmadan, adil ve kabul edilebilir bir çözümle sonlandırmalıdır. Biz teklifimizi sunduğumuz günden bugüne sadece takvim değişmedi, marketteki etiket değişti, kira değişti, mazot değişti… Kısacası alım gücü düştü, geçim derdi büyüdü. Üç ay önce sunduğumuz teklif bile bugün eridi, gitti. İşçi, bekledikçe kaybediyor. Bu sessizlik, emeğe yapılan haksızlıktır. Yaşanan enflasyonun sebebi biz değiliz. Krizin de nedeni biz değiliz, bedelini de biz ödemeyiz."
Maliye Bakanı'nın "kötü günler geride kaldı" sözlerine atıfta bulunarak, "Peki iyi günler nerede? İyi günler geldiyse, neden biz hissetmedik? Kötü günler geride kaldıysa, biz hala neden geçinemiyoruz? İyi günler geldiyse, işçiye neden hala yok?" sorularını yöneltti.
Ağar, hükümetten en kısa zamanda müzakere edilebilir bir teklif gelmezse, "müzakere ve arabulucu süreci sona eren her iş yerinde, yasal hakkımızı kullanarak üretimden gelen gücümüzü kullanacaklarını" ve "81 ilde kamu iş yerlerinde eylem planlarını tek tek hayata geçireceklerini" ilan etti.
Basın açıklaması, "Hak verilmez alınır deriz, emekten ve üretimden gelen gücümüzü sonuna kadar kullanırız. YAŞASIN İŞÇİLERİN BİRLİĞİ, YAŞASIN BİRLİK VE DAYANIŞMA MÜCADELEMİZ" sloganlarıyla son buldu.
İlgili Haberler
SendikaMemur-Sen’den Hükümete Personel Reformu Çağrısı: "Kamuda Ücret Düzensizliği ve Mağduriyet Bitirilmeli"
Memur-Sen, Temmuz 2026 enflasyon verilerinin ardından Çalışma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı'na çağrıda bulundu: Kamuda ücret dengesizliği giderilmeli, 4688 sayılı Kanun ivedilikle revize edilerek kapsamlı bir personel reformu yapılmalıdır.
SendikaTürkiye Kamu-Sen’den Hükümete "Ücret Politikasında Adalet" Çağrısı: "Parçalı Düzenlemeler Çalışma Barışını Bozuyor!"
Türkiye Kamu-Sen, bazı kurumlarda belirli unvanlara yönelik yapılan münferit ücret düzenlemelerine tepki gösterdi. Memur ve emeklilerin yüksek enflasyon altında ezildiğini belirten konfederasyon, "parçalı iyileştirme değil, tüm kamu çalışanlarını kapsayan bütüncül bir ek zam ve refah payı istiyoruz" çağrısında bulundu.
İşçiTTK’de üretim durdu: CHP'li Yavuzyılmaz'dan hükümete 'şeffaflık' çağrısı
CHP’li Deniz Yavuzyılmaz, TTK’de iş güvenliği eksikleri nedeniyle duran üretimde 8 aydır somut adım atılmadığını belirterek hükümetten yol haritasını açıklamasını istedi.