12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü yaklaşırken, Mersin’de iki öğrencinin hayatını kaybettiği kamp olayı, çocukların sistematik olarak iş gücüne dahil edilmesi konusunu yeniden gündeme taşıdı. Eğitim ve çalışma yaşamı arasındaki sınırın bulanıklaştığı MESEM ve ÇEDES projeleri, eleştirilerin odağında.
Geçtiğimiz hafta Mersin Silifke’de, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı Maliye Gençlik Kampı’nda iki lise öğrencisi boğularak hayatını kaybetti. Ankara Erkunt MESEM programından gelen 75 öğrenciden altısı boğulma tehlikesi geçirirken, 17 yaşındaki Cemal Emre Kurt ile Mehmet Erdem Akdeniz yaşamını yitirdi. Bu olay, çocukların denetimsiz ortamlarda bulunmasının ve devlet eliyle iş gücüne yönlendirilmesinin sonuçlarını bir kez daha görünür kıldı.
TÜİK’in 2024 yılı verilerine göre Türkiye nüfusunun yüzde 25,5’i çocuklardan oluşurken, 15-17 yaş aralığındaki çocukların iş gücüne katılım oranı %24,9’a yükseldi. Ancak uzmanlar, bu verilerin gerçeği yansıtmadığını, özellikle yaz aylarındaki yoğun çocuk emeğinin istatistik dışında kaldığını vurguluyor. Tarım başta olmak üzere pek çok sektörde çalışan çocuklar, resmi rakamlarda görünmez durumda.
2024 yılı içerisinde iş cinayetlerinde hayatını kaybeden çocuk işçi sayısında ciddi bir artış olduğu belirtilirken, yalnızca MESEM kapsamındaki ölümler 12’ye ulaştı. Öte yandan, TÜİK’in açıkladığı çocuk yaşta evlilik verileri de dikkat çekiyor: 2024’te 9.354 kız çocuğu evlendirildi. Bu durum, çocukların ev içi emek sömürüsüne açık hale geldiğine işaret ediyor.
Uzmanlar, çocuk işçiliğiyle etkin mücadele için öncelikle MESEM benzeri uygulamaların sonlandırılması, eğitime maddi desteklerin artırılması ve kayıt dışı çalıştırılan çocuk işçilere dair düzenli, şeffaf veri toplanması gerektiğini belirtiyor. Ayrıca mülteci çocukların eğitim sistemine dahil edilmesi ve çocuk yaşta evliliklerin yasal olarak tamamen yasaklanması gerektiği ifade ediliyor.
Kaynak: İSİG Meclisi